Yarısı Gece Yarısı Gündüz Olan Bir Gezegende Yaşanılır mı?

Evrenin uçsuz bucaksız yerlerinde ya da geniş galaksimizin başka bölgelerinde yaşam olabilir. Buna dair her zaman bir umut var. Ancak Dünya şu anlık yaşanabilirlik açısından tek planımız gibi duruyor. Bu nedenle kaynaklarını harcarken dikkat etsek iyi olur çünkü diğer ‘potansiyel yaşanabilir’ gezegenlerde görülen büyük bir gece-gündüz, başka bir deyişle terminatör sıkıntısı mevcut. Gelin başka bir gezegende yaşıyor olsak bizi neler beklerdi bir bakalım… ?

Kaynak: https://www.science.com/terminator-zo…

Şimdiye dek Dünya’ya tam olarak benzeyen, yaşanılabilir bir gezegen bulunamamıştı.

Gezegen sisteminde benzer bir noktada bulunsa bile, insanlar için yaşanılabilir bir gezegen bize uygun sıcaklıklara sahip olmalı. Güneş ile tam olarak doğru ‘Goldilocks’ mesafesinde olması gerekiyor. 

Bugüne kadar bulunan 5 bin 300 gezegenin çoğunun mesafesi Dünya’nın Güneş’e olduğundan çok daha yakın. Bu yakınlık sayesinde, bir yarısı her zaman güneşe doğru ve çok sıcak, diğer yarısı ise her zaman donmuş halde, sürekli geceyi yaşıyor.

Yeni bir makaleye göre, Dünya ile orantılı bir yörüngede dönen, yaşanabilir bir yer olabileceği bulundu.

Ancak bu gezegen de diğerleri gibi ‘Terrminatör’ olarak bilinen, gündüzün geceyle buluştuğu ince alacakaranlık bölgesine sahip. California Irvine Üniversitesi’nden jeofizikçi Ana Lobo; ‘Sıvı halinde bulunan suya sahip olabilmek için doğru sıcaklık noktasında olan bir gezegen bulmalıyız.’ diyor.

‘Bu, gündüzün yaşanabilirliğin çok ötesinde kavurucu derecede sıcak olabileceği ve gece tarafının donacağı, potansiyel olarak buzla kaplı olacağı bir gezegen de olabilir.’

Dünya benzeri ötegezegenler arayışı şu anda teknoloji kısıtlı olduğu için yavaş ilerliyor.

Sadece Güneş gibi yıldızlara da bakılmıyor elbette. Yine de galaksideki yıldızların çoğu kırmızı cüce yıldızlar. Kendi yıldızımız olan Güneş’ten daha küçük, daha sönük ve çok daha soğuklar. Bu, yaşanabilir bir yerin Dünya’ya daha yakın olabileceği anlamına gelse de gelgit kilitlenmesi sorununu da beraberinde getiriyor.

Bu, iki cisim arasındaki yerçekimi etkileşimi, daha küçük cismin dönüşünü yörüngesiyle aynı döneme ‘kilitlediğinde’ meydana gelen bir olay.

Böylece bir taraf her zaman daha yıldıza bakıyor. Bu durum özellikle yörüngeleri yakın olan dış gezegenlerde meydana geliyor, çünkü yıldızın yerçekimi bir frenleme etkisi uyguluyor. Bunu Dünya ve Ay’da da görüyoruz. Bu durumda yaşasaydık gündüz ve gece tarafı iklim aşırılıkları yaşayabilirdi. Bu tür dünyaların yaşanabilir olmasının bir yolu olup olmadığını belirlemek için Dünya için oluşturulmuş bir iklim modellemesi kullanılıyor.

Yaşanılabilir bir gezegen bulmaya yönelik önceki çalışmalar, Dünya’daki yaşam bunu gerektirdiğinden, su bulunan gezegenlere daha fazla odaklı idi.

Lobo bu durumu, ‘Okyanusları olmasa da göllere veya diğer daha küçük sıvı su kütlelerine sahip olabilecek gezegenlere öncelik vermeye çalışıyoruz ve bu iklimler aslında bize umut veriyor.’ diye açıklıyor.

İlginç bir şekilde çalışma, daha fazla suyun olmasının bazı gezegenleri daha az yaşanabilir hale getirebildiğini gösterdi. Terminatör bir Dünya’da yaşıyor olsaydık, yani bir taraf gündüz bir taraf gece olsaydı ve gündüz tarafında okyanuslar olsaydı, bu gezegeni boğucu sera etkilerine neden olabilecek buharla doldururdu.

Toprak bir gezegeni yaşanılabilir kılabilecek bir diğer unsur.

Toprak buzullar erirse suyu tutarak yeşerir ve olası felaketleri önleyebilir. 

Farklı egzotik iklim durumlarını keşfederek, yakın gelecekte yaşanabilir bir gezegen bulma ve doğru bir şekilde tanımlama şansımızı artırıyoruz.

Peki siz tüm kaynakları ile yaşanılabilir olsa da yarısı gündüz yarısı gece olacak olan ‘terminatör’ bir gezegende yaşayabilir miydiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*